HTML Free Code



Create Shock Text

ip-numaram.com IP adresi files.com/Files/Cursors/page1/blue_lightning.ani);}
   
  05344292578 OSMAN HOCA [CiBRiL]
  ÜMMET
 

 

Allahü tealanın gönderdiği bir peygambere inananların hepsi. Bir kavme, peygamber gönderilince, o kavim onun ümmeti olur. İman edenlerine ’Ümmet-i icabet’, iman etmeyenlere de ’Ümmet-i davet’ denir. Allahü teala insanları ebedi saadete götürmek için, doğru yolu göstermiştir. Bu yola din denir. Hak dinler her asırda bir peygamberle bildirilmiştir. O asırda kendilerine peygamber gönderilmiş ve din tebliğ edilmiş insanlar, o peygamberin ümmeti olmuşlardır. Bundan dolayı Adem aleyhisselamın ümmeti, Nuh aleyhisselamın ümmeti, İbrahim aleyhisselamın ümmeti, Musa aleyhisselamın ümmeti ve İsa aleyhisselamın ümmeti denmiştir. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam ise bütün insan ve cinlere peygamber olarak gönderilmiştir. Bütün insanlar ve cinler O’nun ümmeti olmuşlardır. İman edip, mümin ve Müslüman olanlara, Ümmet-i icabet denir. Çünkü İslamı kabul ve çağrıya icabet etmişlerdir. İman etmeyip, kafir olanlara da Ümmet-i davet denir. Onlar İslama davet olunup, icabet (kabul) etmediler. Davet halinde kaldılar. Ne kadar Yahudi, Hıristiyan, putperest ve inançsız varsa, hepsi Ümmet-i Muhammed’den olup, davette kaldılar, iman etmediler. Onlara Ümmet-i davet denir. Cinlerin de müminleri Ümmet-i icabet, kafirleri Ümmet-i davettir. Zamanımızda insanların çoğu, Hıristiyanları İsa aleyhisselamın ümmeti, Yahudileri de Musa aleyhisselamın ümmeti zannediyorlar. Böyle sanmak, Muhammed aleyhisselamın bütün insanlara ve cinlere peygamber olduğunu kabul etmemektir. Ancak bu sözler, o milletlere lakap gibi olup, hakiki manada değildir. O peygamberler aleyhimüsselam zamanında onların ümmetleri olduklarını ifade eder. Bütün peygamberler, hep aynı imanı söylemiş, hepsi ümmetlerinden aynı şeylere iman etmeği istemişlerdir. Fakat, beden ve kalple yapılacak ibadet ve işleriyse ayrı ayrı olmuştur. Bütün peygamberler dünya ve ahiret saadeti için Allahü tealanın emir ve yasaklarını ümmetlerine tatlı dil ve yumuşaklık ile bıkıp usanmadan anlatmışlardır. Ümmetlerinin sıkıntı ve eziyetlerine katlanmışlar onların helak olmaları için beddua etmemişlerdir. 0021 Ümmet-i Muhammed’in üstünlüğü: Allahü teala, bütün isimlerinin ve sıfatlarının kemallerini, üstünlüklerini, en sevgili kulu ve resulü olan Muhammed aleyhisselamda toplamıştır. Bütün bu üstünlükler, kula yakışacak şekilde O’nda görünmektedir. O’na indirilmiş olan kitap, yani Kur’an-ı kerim, bütün peygamberlere aleyhimüsselam indirilmiş olan kitapların hepsinin hulasasıdır. Hepsinde bildirilmiş olanlar, bunda da vardır. Bu büyük peygambere aleyhissalatü vesselam verilmiş olan din de, geçmiş dinlerin hepsinin süzülmüş kaymağı gibidir. Hak olan, doğru olan bu dinin bildirdiği her iş, geçmiş dinlerde bildirilen amellerden, işlerden seçilmiş, alınmıştır. Ayrıca meleklerin işlerinden de seçilmiş alınmış bulunmaktadır. Mesela, meleklerden bir kısmına rüku etmek emr olunmuştur. Bir çoklarına secde etmek, başka meleklere de kıyam yani ayakta ibadet etmeleri emr edilmiştir. Bunun gibi, geçmiş ümetlerden bazısına yalnız sabah namazı emr edilmişti. Başkalarına başka vaktlerin namazı emr olunmuştu. Geçmiş ümmetlerin ve mukarreb meleklerin ibadetlerinden, amellerinden süzülenleri, seçilenleri, bu dinde emr olundu. Bunun için, bu dini tasdik etmek, inanmak ve bu dinin emirlerine uymak, geçmiş bütün dinleri tasdik etmek ve hepsine uymak olur. Demek oluyor ki, bu dini tastik edenler, ümmetlerin en hayırlısı, en iyileri olur. Bu dine inanmıyan, beğenmiyen, buna uymak istemiyen de geçmiş dinlerin hepsine inanmamış, hiçbirine uymamış olur. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın ümmeti ahir zaman ümmetidir. Ömürleri kısa, günahları ve günahkarları çoktur. Eğer Muhammed aleyhisselam gibi bir şefaatçisi olmasaydı, bu ümmetin günahları kendilerinin helak olmalarına sebep olurdu. Allahü teala, Muhammed aleyhisselam hürmetine af ve mağfiretini o kadar saçar ki, doksan dokuz çeşit rahmetini sanki bu ümmet için ayırır. İkram, ihsan, af, kabahatliler, günahlılar içindir. Allahü teala af ve mağfiret etmeyi sever. Kusur ve kabahati çok olan bu ümmet kadar af ve mağfirete uğrayacak hiçbir ümmet yoktur. Bunun için bu ümmet, ümmetlerin en kıymetlisi ve üstünü oldu. Hazret-i Adem ile Peygamberimiz arasında dünyaya gelmiş olan yüz yirmi dört binden ziyade peygamberin en büyükleri, hep O’na tabi ve O’nun ümmetinden olmayı istemişlerdir. Musa aleyhisselam O’na tabi olmağı istemiştir. İsa aleyhisselamın gökten inip, O’nun izinde ve yolunda (dininde) yürüyeceğini bütün din kitapları haber veriyor. O’nun ümmeti olan Müslümanlar, O’na tabi oldukları için, bütün insanların hayırlısı ve en iyileri oldu. Cennet’e gireceklerin çoğu bunlardır ve Cennet’e herkesten önce bunlar girecektir. Birçok hadis-i şerifte; Peygamber efendimiz, ümmetine şefaat edeceğini haber vermektedir. Günahı çok olan müminler böylece af ve mağfirete kavuşacaklardır. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Ümmetimden, Ehl-i beytimi sevenlere şefaat edeceğim. Ümmetimden, nefsine zulüm edenlere, nefislerine aldananlara şefaat edeceğim. Ümmetimden, günahları çok olanlara şefaat edeceğim. 0021 Bu ümmetin hususiyetleri: Bu ümmete önceki ümmetlerden ayrı olarak pekçok şey ihsan olundu. Bunlardan bazısı şunlardır: 1) Harpte düşmandan alınan ganimet yalnız bu ümmete helal kılındı. Önceki ümmetlere helal kılınmamıştı. 2) Beş vakit namaz kılmak, 3) Namaz için ezan ve ikamet okumak. 4) Fatiha’yı bitirdikten ve dualardan sonra ’Amin’ demek. 5) Namazda melekler gibi saf yapmak. Önceki ümmetler, namazlarını yalnız kılarlardı. 6) Karşılaşma sırasında selamlaşmak. 7) Cuma günü. Cuma gününde duanın kabul edildiği saatin, vaktin bulunması. 9) Ramazan-ı şerifin ilk gecesi olduğunda Allahü tealanın, Muhammed aleyhisselamın ümmetine nazar etmesi, bakması. Allahü teala nazar ettiği kuluna asla azab etmez. 10) Sahur yani, imsak vaktinden önce kalkıp oruç tutmak için bir şeyler yemek, iftarda acele etmek. 11) Kadir gecesinin verilmesi. Böyle bir gece geçmiş ümmetlere verilmedi. 12) İstirca’ yani bela ve musibet zamanında ’İnna lillah ve İnna ileyhi raciun’ demek. Böyle söylemek daha önce hiçbir ümmete verilmemiştir. 13) Önceki ümmetlere yüklenen ağır vazifeler bu ümmete yüklenmedi. 14) Allahü teala bu ümmeti, hata, unutma ve cebr (zorlama, tehdit vs.) altında yaptığı işlerden ve kalbe elde olmadan gelen çirkin şeylerden dolayı hesaba çekmeyecektir. 15) Müslüman ismi, bu ümmete mahsustur. Daha önce peygamberlerden başkası bu isimle zikredilmemiştir. 16) İslamiyet, önceki dinlerin en mükemmelidir. 17) Bu ümmetin dalalet (sapıklık ve bozuk bir iş) üzerine birleşmeyeceği bildirilmiştir. 18) Bu ümmetin icmaı dinde senet ve delildir. 19) Bu ümmette taun hastalığından ölen şehittir. 20) Fasık (açıkça günah işlemeyen) ve mübtedi (bozuk itikadlı) olmayan iki Müslümanın hakkında hayır ve iyilikle şahitlik ettiği kimsenin Cennetlik olduğu bildirildi. 21) Bu ümmetin az bir ameli dahi sevap bakımından en çoktur. 22) Aralarında kutub denen büyük evliya zatlar bulunur. 23) Onlar kabirlerine günahlarıyle girerler, müminlerin onlar için Allahü tealadan af ve mağfiret dilemeleri sebebiyle günahları kalmaz, af olunurlar. Kıyamet günü kabirlerinden günahsız çıkarılırlar. 24) Kıyamet günü diğer ümmetler arasından kabirlerinden ilk önce onlar kalkacaktır. Hepsinden önce de Peygamber efendimiz kalkacaktır. 25) Mahşer günü Arasat meydanında yüksek bir yerde bulunurlar. 26) Yüzlerinde secde izinden alamet bulunur. 27) Sırat’ı geçerken, nurları, önlerinde ve sağ taraflarında gider. 28) Yaptıkları ve onlar adına yapılan iyi işlerin sevabları kendileri için yazılır. 20 Cild Ümmü Eymen - Züsşimaleyn Bin Abd-i Amr (r.a. ÜMMÜ EYMEN; kadın sahabilerden Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) ’Annemden sonra annemdir.’ buyurduğu Ümmü Eymen, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) babası Abdullah’ın kölesiydi. Esas adı Bereke olup, Ümmü Eymen künyesidir. Ümmü Eymen radıyallahü anha, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) doğuşuna şahit olup, küçük yaşta O’na hizmet etmiştir. Peygamberimiz altı yaşındayken annesi Amine Hatunla Medine’ye gittiklerinde Ümmü Eymen de yanlarında idi. Medine’den Mekke’ye dönüşleri sırasında Ebva denilen yerde hazret-i Amine vefat edince, Ümmü Eymen o sırada altı yaşında bulunan Peygamberimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke’ye getirip dedesi Abdulmuttalib’in yanına bırakmıştır. Bundan sonra da Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) yanından ayrılmayıp hizmet etmiştir. Daha sonra İslamiyet tebliğ edilince Müslüman oldu ve Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) tarafından azad edilip serbest bırakıldı. Ümmü Eymen İslamiyet gelmeden önce Ubeyd bin Zeyd adında bir kimseyle evlenmişti. Bu evlilikten Eymen adında bir oğlu oldu. Bu sebeple Bereke adı unutulup kendisine Eymen’in annesi manasında Ümmü Eymen denildi. Bu kocası İslamiyet gelmeden önce vefat etti. Dul kalan ÜmmüEymen, oğlu Eymen’i büyütüp yetiştirdi. İslamiyet gelince kendisi ve oğlu Eymen Müslüman oldu. Oğlu Eymen daha sonra Hayber Gazasında şehit oldu. Peygamberimiz hazret-i Hadice validemizle evlendiğinde hazret-i Hadice, Peygamberimize (sallallahü aleyhi ve sellem) Zeyd bin Harise adında bir köle hediye etmişti. Peygamberimiz de (sallallahü aleyhi ve sellem) onu azad ederek serbest bırakmıştı. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem); ’Cennet ehlinden bir kimseyle evlenmek isteyen Ümmü Eymen ile evlensin.’ buyurduğunda, Zeyd bin Harise Ümmü Eymen ile evlendi. Bu evlilikten Usame bin Zeyd doğdu. Hazret-i Ümmü Eymen Medine’ye yapılan hicrete katılıp hicret etti. Hicret yolculuğu sırasında oruçlu idi. ’Revha’ denilen yere gelince akşam olmuştu. Son derece susamış ve hiç kimsede su bulamamıştı. Susuzluktan kıvrandığı bir anda semadan beyaz bir ipe bağlı bir kap suyun kendisine doğru uzandığını görüp, tutarak kana kana içmiştir. Bu hadiseyi anlatıp, artık o günden sonra hiç susamadım demiştir. Ümmü Eymen radıyallahü anha Medine devrinde yapılan savaşların bir kısmına katılmıştır. Uhud Savaşında, o da diğer kadın sahabiler gibi su dağıtmış, yaralıların yarasını sarmış, ağır yaralıların Medine’ye götürülmesinde yardımcı olmuştur. Hayber Gazvesinde de aynı hizmeti görmüştür. Kocası Zeyd bin Harise, Mute Savaşında 100.000 kişilik Rum ordusuna karşı 3000 kişilik orduyla savaşıp, kumandanlık ederken şehit oldu. (Bkz. Zeyd bin Harise) ÜmmüEymen, Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem ağır hastalığı sırasında Suriye tarafına gitmekte olan orduya kumanda eden oğlu Usame bin Zeyd’e Peygamberimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyaret etmesini söylemiştir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem vefat edince Ümmü Eymen günlerce ağlayıp gözyaşı dökmüştür. Hazret-i Ebu Bekr ve hazret-i Ömer ziyaretine gidip, artık ağlamamasını söylediklerinde o; ’Beni Resulullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) vefatı ağlatmıyor, zira her canlı ölümü tadıcıdır. Beni vahyin kesilmesi ağlatıyor.’ şeklinde cevap vermiştir. Ümmü Eymen radıyallahü anha, hazret-i Ömer’in halifeliği sırasında çok yaşlanmış ve ihtiyarlamıştı. Eshab-ı kiram onu ziyaret edip, hürmet gösterirler ve ikramda bulunurlardı. Hazret-i Ömer, ona geçimini sağlaması için yıllık bir yardım bağlamıştı. Hazret-i Ömer şehit edilince çok ağlayıp, üzülmüştür. Ümmü Eymen, hazret-i Osman’ın halifeliğinin ilk aylarında vefat etti.
 
 
 
  Bugün 7 ziyaretçi (13 klik) kişi burdaydı!
Suya
Yazı Yazılmaz;
Yazılsa
Yazandan

Başkası,
okuyamaz
,



Osman Hoca
 
 

İstediginiz Yazıyı Buraya Yazın!





BlogYardım



www.htmlkodu.net

htmlkodu.net

Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol